17 Nisan 2009 Cuma
Ergenekon - 12. dalga
Insan bunlari okuyunca, 'hadi canim, bu kadar da olmaz. Kisa zamanda Ergenekon sacmaligi son bulur herhalde' diye dusunuyor... Ama aksine olay daha da kotuye gidiyor basladigi gunden bu yana. Ilk tutuklamalarin ardindan yillar gecti, 12 ayri donemde yuzlerce kisi tutklandi ama hala kimse 'ne oluyor kardesim, ne bu sacmalik' diyemiyor. Kendini 'liberal - demokrat' sanan bir kesim 'zavalli' da hala olaya 'darbe karsitligi - demokrasi' penceresinden balmaya calismaya devam ediyor... Oysa 'karsi devrim' tum hiziyla uzerimize gelmeye devam ediyor...
Neler olacak guzel ulkemde bilemiyorum... Bundan 3 yil sonra - 5 yil sonra - 10 yil sonra karsimizda ne tur bir Turkiye olacak acaba? O zaman geldiginde bu yazdiklarimi okudugumda neler dusunecegim acaba...???
28 Mart 2008 Cuma
Asagidaki hikaye cok cok buyuk olasilikla bir 'sehir efsanesi'. Benim fikrimi soracak olursaniz; ben inanmadim. Ama bir baska soru takildi aklima; "bunu yapmak mumkun mudur?" Teknolojik olarak tabii ki mumkundur. Bu durum sadece araba markalari icin bir soru degil; tum teknolojik urunler icin gecerli; cep telefonlari - bilgisayarlar - bilgisayarlar uzerindeki isletim sistemleri - mail sistemleri (gmail / yahoo / hotmail vs.)... Akliniza ne gelirse... Tamamem kontrol altina alinmis olabiliriz; ya da biraz daha iyimser bir tahminle; tamamem kontrol altina alinma yolunda hizla ilerliyoruz.
Bu tur olasiliklar uzerine 'acaba gercek mi, degil mi?' diye dusunmektense, neden Turkiye olarak teknolojimizi / endustrimizi baska ulkelere muhtac olmayacak sekilde gelistiremiyoruz? Maalesef kisa zamanda bu durumda herhangi bir degisiklik beklemiyorum...
ps : "Bu olayi neden 'Turkiye' icin algiliyorsun; ayni durum (kontrol altina alinmis olma olayi) Amerika'daki / Almanya'daki (ya da X ulkesindeki) herhangi bir birey icin de gecerlidir" derseniz eger, tamamen haklisiniz derim. Ancak ben burada yazdiklarimla, olaylara oncelikle 'ulke' bazinda bakmaya calisiyorum - sebep budur.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
MERCEDES
Bu bir hikâye, ya da şehir efsanesi değil.Yaşanmış bir olayın kahramanından dinlediğim gerçek bir anı. İster inanın,
ister inanmayın cinsinden. Hele bir de son yıllarda satın aldığınız lüks bir Mercedes sahibiyseniz bence bu yazıyı iki kere okumanızda fayda var.
Günümüz zenginliğinin simge markası Mercedes otomobillerinin sağlamlığını, dayanıklılığını bilmeyen yoktur.
Başbakan Tayip Erdoğan'ın Ankara'da bir hastane bahçesi içerisinde yaşadığı rahatsızlığın ardından meydana gelen ve balyozlu kurtarma operasyonu daha hafızalardaki yerini koruyor.
Aralarında babaları oldukça nüfuzlu kişiler olan, hatta bir bankanın en üst düzey yöneticilerinden birinin de oğlunun bulunduğu dört genç, geçtiğimiz yılın yaz ayında İstanbul Anadolu yakasından babalarının yeni aldığı
otomobille E-5 üzerinden Tekirdağ'a doğru yola çıkarlar. Amacı olmayan bir gezintidir bu.Dört arkadaş Silivri'yi de geçtikten sonra hava kararmaya başlayınca uygun bir yerden geri dönmek isterler. Silivri'den 40-50 km sonra bir sapaktan
geri dönerler. Oto yoldan çıkan gençlerden biri rahatsızlanır.Otomobil yolun kenarına çekilir, arkadaşlarına temiz hava aldıran gençler
tarlaların kenarında bir süre yürüdükten sonra geri dönerler.Arabayı kullanan genç, anahtarı düşürdüğünü fark ettiğinde arabanın otomatik
kilitlerinin kapıyı adeta bir kaleye çevirdiğini anlar.Dört genç yürüdükleri yol kenarında girdikleri tarla çizileri arasında
Mercedes'in anahtarını aramaya başlar. Cep telefonlarının cılız ışıkları ile yarım saatten fazla süren aramanın ardından anahtar bulunmaz.
Bir çekiciye yükleyip arabayı Anadolu yakasına evin önüne getirmeyi düşünürler önce, ama arabayı babasından izinsiz aldığını söyleyen genç bunu kabul etmez. Babasının haberi olacağı ve kendisine kızacağı endişesiyle
iyice paniğe kapılır.
Gençlerden biri, cep telefonundan Mercedes'in İstanbul'daki temsilcisine ulaşır. Kendini ve aracın yanında bulunan arkadaşlarını tanıtır. Kendilerine bir servis aracı yollanmasını isteyen genç, bu konuda olumsuz yanıt alır. Ama ısrarlı çıkış ve siyasi bir nüfuzun varlığının hissettirilmesi kısa sürede sonuç verir.
Mercedes'in Türkiye ofisinde etkili bir isim, Silivri yakınlarında gecenin karanlığında bir otomobilin etrafında dolaşan gençlere umut olur.Kendilerini arayan Mercedes yetkilisi önce gençlere kullandıkları araçla ilgili bilinmesi gereken özel bilgiler sorar.Aracın kime ait olduğu, plakası, araç sahibinin ev iş teli ve adresleri gibi güvenlikle ilgili bir takım sorular yöneltilir.
Bu bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesinin ardından, yönetici başka bir telefonla Almanca görüşmelere başlar. Mercedes yetkilisi, gençlerin en önemli müşterilerinden birinin oğlu olduğunu telefonda konuştuğu kişiye anlatmaktadır.
Mercedes'teki telefon trafiği devam ederken gençler mahsur kaldıkları köy yolunda eve dönüşte babalarına ne diyeceklerini düşünürken, yetkili aracı kimin kullandığını sorar. Otomobil sahibinin oğlu kendisinin kullandığını söyler.
-Şu anda bulunduğunuz yerden oturduğunuz ev ya da park edeceğiniz yere ne kadar sürede ulaşabilirsiniz.
-2 saat 10 ya da 15 dakika içerisinde..
Bu sırada Almanya'daki yetkili Türkiye'de konuştuğu yöneticiye talimatları iletir.
-Sürücü otomobilin yanına gelsin.
Gençler zaten otomobilin yanındadır.
Beş on sanaye sonra önce otomobilin iç lambası kendiliğinden yanar. Ardından Park lambaları, sonra motor çalışır. Ardından kapıların kilidi açılır.
Telefondan ikinci talimat gelir.
-Sürücü otomobile binsin.
Otomobili kullanan genç ve arkadaşları şaşkınlık içinde otomobile biner. Direksiyonun kilitli olduğunu fark eder. Bu sorun da 30 saniye sonra giderilir.
Telefondan son talimat gelir.
-Aracın en son park edildiği yere ulaşması için size 2 saat 20 dakika izin verildi. Araç 2 saat 20 dakika sonra yeniden stop ettirilecek ve kapıları kilitlenerek emniyet altına alınacak. Geçmiş olsun iyi yolculuklar.
Otomobilin sürücü koltuğuna oturan genç ve arkadaşları şoke olmuş durumdadır. O köy yolundan keskin bir U dönüşü yaparak istenilen süre
içinde İstanbul'da Anadolu yakasındaki evin önüne ulaşmayı başarırlar.
Gençler sözü edilen saat ve dakikanın dolmasını beklerler aracın yanında. Araç motoru durdurulur ve kapılar kilitlenir.
Yedek anahtarın bile kullanımı iptal edilirken şirket araç sahibine bir sonraki gün yeni anahtarını ulaştırır.
Bu olayı anlatan arkadaşım aracın içinde bulunanlardan biridir. O yaşadıklarını anlatırken başta Susurluk kazası olmak üzere, bütün Alman
malı BMW ve Mercedes marka otomobillerin karıştığı olaylar ve Türkiye'de çok tartışılan kazalar aklıma geldi. Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu, Bakan Adnan Kahveci ve Mustafa Taşar gibi nice değerlerimizin birbiri ardına yollarda kaybettiğimizi düşündüm. İçim sızladı.
Bakanlarımızın, milletvekillerimizin bindiği güvenlik açısından "Kale" olarak nitelendirilen son model lüks otomobillerin aslında tepemizde dolaşıp duran bir uydunun kör bir frekansında yol aldığını düşündüm. Parasını bastırıp satın aldığı otomobilin kontak anahtarının bir nevi mülkiyet sembolü olduğu ülkemizde, binlerce lüks aracın asıl sahibinin hâlâ üretici şirket olduğunu hissetmek içimi burktu.
içindeki kişilerin konuşmalarını dinlemeyecek kadar aptal olamaz diye düşündüm ve ürperdim.
ALINTIDIR:
Mehmet KOCA
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
22 Şubat 2008 Cuma
Kosova'nin Bagimsizligi
Bugun 22 Subat 2008 Cuma. gectigimiz Pazar gunu (yani ayin 17sinde) Kosova, Sirbistan'dan tek tarafli olarak bagimsizligini ilan etti. Amerika basta olmak zuere birtakim EU ulkeleri bu karari tanidilar (Ingiltere, Almanya, Fransa, Italya vs.). Turkiye de ilanin uzerinden 24 saat gecmeden Kosova'yi taniyan ulkeler arasinda yerini aldi. Bunun yaninda, bu duruma kesinlikle karsi cikan ulkeler de var tabii ki; basta Sirbistan ve Rusya olmak uzere Ispanya, Yunanistan, Kibris Rum Kesimi, Cin bu duruma karsi cikiyor. Avrupa Birligi, Kosova'nin yonetimine destek olmak uzere (UNMIK yerine) EUMIK kurmak uzere birkac ay icinde yaklasik 2.000 sivil personeli Kosova'ya gondermek niyetinde. Sirbistan ve Rusya, bu kurulmasi planlanan EUMIK'in de kanuniligini sorguluyorlar ve gecersiz ilan etmeye calisiyorlar. Yani durum, 2 ay oncesinden daha belirgin degil. Bagimsizligin ilan edildigi gunden bu yana Sirplar'in yogun olarak yasadigi bolgelerde gosteriler duzenleniyor. Kosova - Sirbistan sinir kapilarinda olaylar cikiyor. En son dun aksam, Belgrad'da yuzbinlerce kisinin katildigi bir protesto gosterisi yapildi. Miting sonrasi Kosova'nin bagimsizligini taniyan ulkelerin buyukelciliklerine saldirilar oldu (Turkiye Buyukelciligi dahil).
Turkiye'nin bu bagimsizligi acele olarak tanimasi ne kadar dogru bir hareketti, bunu zaman gosterecek. KKTC icin ornek olmasi acisindan dusunulmus olabilir, ama 25 yildir oradaki var olan ulkeyi tanimayan dunya ulkeleri, Kosova olayindan sonra KKTC'yi taniyacak mi? Neden tanisin ki? Bu tur gelismelerden cikari olan ulkeler, Kosova orneginde oldugu gibi, yasalligi tartisilan bir durumu 24 saat icinde kabul ediyor. Ama diger yandan, cikari yoksa aradan 25 yil da gecse 1 adim atmiyor. Simdi bu durumun degismesi icin 'bir ornek durum'dan cok daha fazlasina gerek var bence.
Diger yandan Turkiye'nin sinirlarindaki Irak sorunu halen duruyor. Bundan birkac yil oncesine kadar, "Irak'in parcalanmasi ve bir Kurt devleti kurulmasi, Turkiye'nin kirmizi cizgilerinin ihlal edilmesidir" dusuncesinde olanlar, adim adim gelmekte olan Kuzey Irak Kurt Devleti'nin resmilesmesi karsisinda nasil savunacaklar dusuncelerini? Boyle bir -olasi- ilandan sonra, 24 saat icinde bu devleti -muhtemelen- taniyacak olan Rusya - Sirbistan - Cin - Yunanistan vs. gibi ulkelere nasil karsi cikabilecek? Bugun Sirbistan Disisleri Bakani'na, 'bolgede istikrar onemli, Kosova'nin bagimsizligini o nedenle taniyoruz' diyen Turkiye, olasi boyle bir durumda nasil savunacak kendi dusuncelerini?
Ya da, daha radikal bir soru; boyle bir olusuma karsi cikmak istemiyor mu artik Turkiye??? Ne tur planlar yapiliyor Ortadogu'da? Bugun Turk ordusu, PKK teror orgutune karsi kara harekatina basladi. Bu harekattan hangi ulkelerin haberi var? Kimlerle ne tur pazarliklar yapildi ve bu izin koparildi? Bunun karsiliginda neler verildi??? Bircok soru var yanit bekleyen, ve ancak zaman gectikce bu yanitlari alabilecegiz... Eger bir gun alabilirsek...
30 Ocak 2008 Çarşamba
Bir sure sonra neler olacagini ya da ne gibi tartismalar cikacagini; sevgili 'demokrat aydinlarimiz' (!) disinda herkes biliyor saniyorum :
- Inanc ozgurlugu ise, neden universite ile sinirlandiralim canim, liselerde de turban serbest olsun (ama cene altindan baglaninca, ve ortu kirmizi uzerine mor puantiyeli olunca !!!),
- Kizcagiz 6 yil okuyup doktor olmus (ya da x yil okuyup y meslegini edinmis), simdi onun elinden memur olma hakkini elinden mi alalim canim, kamu kurumlarinda da turban serbest olsun,
- Inanclara ozgurluk nedeniyle turban serbest ama bazi kizcagizlarimiz inanclari icin burka giyiyor, onlara neden universite kapilarini acmayalim? Onlara da serbest olsun okumak,
- vs ...
- vs ...
Nereye dogru gidiyoruz???
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Ya Sev - Ya Terk Et !!!
Tum yorumcular / gazeteciler Basbakan Erdogan'in soylediklerinin kabul edilemez oldugunu, basbakanlik koltugunda oturan bir kisinin tum vatandaslari kucaklamak zorunda oldugunu dile getiriyor. Tabii ki bunlar sonuna kadar katildigim dusunceler.
Ancak ben burada, soylenen sozleri/yapilan yorumlari tekrarlamak istemiyorum; benim bu olaya bakmak istedigim bir baska nokta var : " 'Ya sev - ya terk et' mantigi". Daha gencken bu slogani cok zaman kullandim/k 'seriatci' gruplara / kisilere karsi. Bana gore, Laik Demokratik Sosyal bir Hukuk Devleti'nin ozelliklerinden birini ya da birkacini degistirmek isteyenler 'Iran'a - 'Suudi Arabistan'a gitmeliydi. Bu ulke bizimdi, ve karsi grup da Turkiye'den gonderilmeliydi...
Simdi farkediyorum ki, o zamanlar yanlis yapmisiz. Yapilmasi gereken onlari bu ulkeden gonderme sloganlari atmak degil; o gruplari egitme - onlarla daha cok zaman gecirme - onlara 'ozgur dusunce'yi ogretme calismalari yapmakmis. Bu yolla "biz" ve "siz" bolunmesi olmadan aydinlik yarinlara kolayca yurunebilirmis (her ne kadar 'orumcek kafalar'la mucadele etmenin, onlari egitmenin ne kadar zor oldugunu bilsem de; onlari dislamanin yanlisligini simdi goruyorum).
Ama biz bunlari yapmadik... " 'Biz' Turkiye'nin sahipleriyiz; 'Siz' kafa yapinizla bu ulkeye ait degilsiniz, layik oldugunuz yere gidin." diyerek ayrimciligin artmasina katki sagladik. Ve sonunda bugunlere geldik...
Artik kendimizi 'kaf dagi'nda gormekten vazgecme zamanimiz geldi de geciyor. Biz aydinlar; her durumda/donemde ulkeyi yonetecek 'tek' grup degiliz; bu yonetime aday ve -her ne kadar soylemekten utansam da- bizden daha caliskan bir grup var. Bir an once kendimize gelip, asil onceligimizin 'aydin insan yaratma' cabasi olmasi gerektigini farketmeliyiz ve bu yonde calismaya baslamaliyiz. Yoksa bugun bir TC vatandasi hakkinda "Maalesef edep adap bilmeyenler de var. Onu diyebilen insan önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkması lazım" diyebilenler; yarin ayni TC vatandasini surgune gonderme yetkisini de kendisinde gorebilir. O zaman yalniz kalmamak icin 'aydinlik beyinler'in artirilmasi calismalarina hemen bugun baslamaliyiz...
www.kutluay-say.com
17 Ağustos 2007 Cuma
Laik ulkenin bakani...
(haberin tamami icin su linki izleyebilirsiniz : http://www.milliyet.com.tr/2007/08/17/son/sonsiy03.asp)
Son günün akşam yemeğinde Güneş, risotto istedi. Bürokratları da aynı yemeği sipariş ettiler. Yemeği beğenen Güneş, yemeğin tarifini isteyince, otelin aşçısı gelip tarifi vermeye başladı: "Efendim, et ve sebzeleri birlikte kaynatıyorsunuz. Kaynayan et/sebze suyunun içine yarım kadeh kadar şarap ekliyorsunuz..."
Güneş, 'şarap' sözünü duyar duymaz, yemeği ortaya doğru atıp, otelin aşçısına, "Utanmıyor musunuz, bana alkollü yemek verdiniz. Bu ne rezalettir" diye bağırdı. Aşçı, şaşkınlıkla, "Efendim risottoda her zaman şarap olur" dedi ama Güneş yatışmadı. İl valisi devreye girerek otel ile aşçının bu konuda bir suçu olmadığını söyledi. Sinirlenen Bakan "Durduk yerde bana haram yedirdiniz" diyerek, masayı terk etti. Güneş, Ankara'ya dönünce, Koçaklar'ı görevden alan kararnameyi hazırladı ve işleme koydu. Risotto konusundaki tartışma İçişleri Bakanlığı kaynaklarınca doğrulandı. Ancak Koçaklar'ın görevden alınmasının Yiğenoğlu'nun mahkeme kararıyla Muğla Valiliği'ne dönmesiyle ilgili olduğu belirtildi..........
Simdi bu haber uzerine nasil yorum yapilir ki?
Bakan'a olayi sorsaniz soyle bir aciklama gelmesi bile muhtemel :
"Benim yemegimin icine alkol koymuslar. Tabi dolayisiyla ben sarhostum o sirada, neler oldugunu hatirlamiyorum. Benim yemegime alkol koyarak beni sarhos edenlerdedir tum sorumluluk. Bu gibi durumlarin bir daha yasanmamasi icin Turkiye'de alkol uretimi / ithalati / tuketimi derhal yasaklanmalidir."
www.kutluay-say.com
16 Ağustos 2007 Perşembe
Hurriyet – Emin Colasan – ‘Ifade Ozgurlugu’...
Dun Hurriyet Gazetesi, Emin Colasan’in isine son verdi. “Hurriyet Gazetesi kendi kasasini / cebini dusunen bir isletmedir. Dolayisiyla istedigi calisaninin isine, istedigi zaman son verebilir” diyebilirsiniz. “AKP son secimlerde %46 oy aldi, tabii ki gazete surekli AKPye satasan – surekli onlarin icraatlariyla ugrasan bir gazeteciyi isten cikarabilir; yoksa neler olur kim bilir” diyebilirsiniz. Bu dusuncelere kesinlikle katilmamakla birlikte, itiraz da etmem.
Ancaaak; bugun Hurriyet Gazetesi Genel Yayin Yonetmeni Ertugrul Ozkok’un bu olay ile ilgili yazdigi yaziya dair tum gun boyunca tek bir okuyucu yorumunun bile gazetenin sitesinde yayinlanmamis olmasini bana hicbir sekilde aciklayamazsiniz. Gazete haberlerine yorum yazmak hic adetim olmamasina karsin, bugun o habere sabah erken saatlerde yorum yazmistim – yayinlanmadi. Biraz once yeniden baktim (saat su anda
Hurriyet Gazetesi kendini hala ‘buyuk gazete’ olarak goruyor olabilir; hala tiraji – Turkiye sartlarina gore – oldukca yuksek olabilir (bilmiyorum). Ancak benim gozumde artik coook cok kucuk bir gazete… Yurt disinda yasadigim icin zaten gazete almak gibi bir durumum soz konusu degildi, ama bundan sonra web sayfalarini da ziyaret etmeyecegim… Haberlerini nasil sectikleri, yorumlarini nasil yaptiklari bugun bir kez daha tum acikligiyla ortaya cikti… Yazik, cok yazik…
www.kutluay-say.com